Şehrimizde Provokasyona İzin Vermeyeceğiz!

Sakarya Adalet Girişimi geçen hafta Sakarya’da yaşanan provakatif olaylara ilişkin bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada Müslümanların ümmet bilinciyle hareket ederek bu oyunlara gelmemeleri gerektiği ifade edildi.

Sakarya Adalet Girişimi geçen hafta DTP’nin düzenlediği gecede yaşanan provakatif hareketlere yönelik olarak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. “Ülkemiz üzerinde iktidarlarını yitirmemek için, her türlü insanlık dışı, zalimce ve ifsad edici tutumlarını sürdüren silahlı- bürokratik- ideolojik bir yapının tasallutu altındayız.” denilen açıklamada sergilenmesi gereken tavra ilişkin şu değerlendirmelere yer verildi: “Evet, artık birbirine düşman edilmek istenen halkların değerlerinin ve hassasiyetlerinin şeytani ve kanlı senaryolar için kullanıldığını fark etmeleri gerekiyor. Hayır, bizler bu oyuna gelmeyeceğiz. Türkün de Kürt’ün de, Çerkes’in, Laz’ın, Gürcü’nün de bu ülkenin gerçek sahipleri olduklarını ve kanlarının birbirlerine haram olduğu gerçeğini bıkmadan usanmadan söylemeye devam edeceğiz.

Açıklama süresince “Şehrimizde Provakasyon İstemiyoruz”, “Çeteciler Halka Hesap Verecek” ve “Müslümanlar Kardeştir” dövizleri taşınırken, “Yaşasın Ümmetin Kardeşliği” ve “Zulme Karşı Direneceğiz” sloganları atıldı.

Şehrimizde provokasyona izin vermeyeceğiz!

Ülkemiz üzerinde iktidarlarını yitirmemek için, her türlü insanlık dışı, zalimce ve ifsad edici tutumlarını sürdüren silahlı- bürokratik- ideolojik bir yapının tasallutu altındayız.

Çocuklarımızın kanı üzerine nutuklar atıp, sonrada onları askere gönderen analarımızın, bacılarımızın başörtüsüyle uğraşanlar, büyük bir pişkinlikle hedef olarak bu ülkenin gerçek sahipleri olan halklarını gösteriyorlar.

Türkiye önemli bir süreçten geçiyor. Toplumu ve siyaseti yozlaştıran tezgahların  kaynağındaki darbeci zihniyet ve Ergenekon’un paramiliter uzantıları defalarca suçüstü yakalanmasına, kuklalar ele geçmesine rağmen, onların iplerini ellerinde tutanlara ise hâlâ dokunulamıyor.

Bizler inanıyoruz ki, adalet ve özgürlük ancak darbeci egemenlik anlayışı ile yüzleşildiğinde sağlanabilir. Aksi takdirde laik-antilaik, Alevi-Sünni ya da Türk-Kürt çatışmaları yaratarak imtiyazlarını korumak isteyenler, geleceğimizi karartmak için her türlü yola başvurmaya devam edeceklerdir.

Evet, artık birbirine düşman edilmek istenen halkların değerlerinin ve hassasiyetlerinin şeytani ve kanlı senaryolar için kullanıldığını fark etmeleri gerekiyor. Medyada hemen her gün benzer provakatif teşebbüslerle nefret ve korku oluşturmaya yönelik eylemlerin arkasındaki yapıların ifşa edildiği bir süreçte ve tüm yaşananlardan sonra  resmi ideoloji kaynaklı sistematik bir zulüm mekanizmasının nasıl işlemeye devam ettiğini, kanlar akıtıldıktan, yıllarca sürecek düşmanlık tohumları atıldıktan sonra mı fark edeceğiz?

Hayır, bizler bu oyuna gelmeyeceğiz. Türkün de Kürt’ün de, Çerkes’in, Laz’ın, Gürcü’nün de bu ülkenin gerçek sahipleri olduklarını ve kanlarının birbirlerine haram olduğu gerçeğini bıkmadan usanmadan söylemeye devam edeceğiz.

Birçok etnik kültürün yaşadığı şehrimizde, Ergenekoncu yapıların uzun süredir laboratuar çalışmaları yaptığının farkındayız. Geçtiğimiz hafta Demokratik Toplum partisinin düzenlediği programda yaşanan olayların müsebbiplerini de tahmin etmekte güçlük çekmiyoruz. Yakın zaman önce şehrimize gelen şehit cenazesi sonrası yapılan toplantılardan da, programdan günler önce milliyetçi hassasiyetleri olan partilere bırakılan fotokopilerden de haberimiz var.

Adapazarı üzerinde ısrarla sürdürülmeye çalışılan, bir Türk – Kürt çatışması halkımızın sağduyusu karşısında çaresiz kalmaktadır.

Meydanı boş zannedip insanlarımızın hassasiyetlerini istismar edenler, bu müfsid zalimler Müslüman halkımızın sağduyusu ve adalet anlayışı karşısında aciz kalmaya mahkûmdurlar. Yakın tarihimiz göstermiştir ki Her türlü şiddet ve silah kullanımını öngören siyasetlerin kin ve nefretleri körüklemenin dışında hiçbir getirisi olmamıştır.

Etnik kimliklerin kutsallaştırıldığı seküler anlayışlar halka yabancı kalmaya mahkûmdur. Ancak şunun da altını kalın bir çizgiyle çizmeliyiz ki her etnik kimlik kimseye hesap vermeksizin yaşama hakkına sahiptir.

Biz Müslümanlar Adaleti kendimize ilke edinen bir ümmet olarak halkımızı körüklenmeye çalışılan Türk - Kürt çatışmasının neden başladığının ve kimlerin iktidarını sürdürmesine yaradığının iyi hesap edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ümmet anlayışını yok etmeye yönelik seküler – ulusçu devlet projelerinin Müslüman halkları kimliklerinden koparıp, birbirlerine karşı kullanmaya yönelik siyasetlerini aklımızdan bir an bile çıkarmamalıyız.

Çocuklarımızın kirli bir savaşta ölmelerini ve öldürmelerini içimize sindirmemiz, anaların gözyaşlarına kayıtsız kalmamız mümkün değildir. Sakarya’nın Müslüman ve onurlu insanlarına çağrıda bulunuyoruz.

Bu tezgahlara karşı uyanık olalım, Kürt asıllı kardeşlerimize güven merhamet ve adalet telkininde bulunalım. Diyarbakır nasıl bizimse Sakarya’nın da Kürt’üyle, Lazı’yla burada yaşayan herkese ve aynı oranda ait olduğunu, bu toprakların bin yıldır İslam toprağı olduğunu ve asıl olanın müslümanı ile gayri müslimiyle,bizimle bu tarihi ve toprakları paylaşan tüm insanların yaşama alanı olduğunu tüm karanlık zihinlere nakşedelim.

Bizler SAKARYA ADALET GİRİŞİMİ olarak ;

Gençlerimizin hassasiyetlerini, delikanlılığını kullanan, insanlarımızı birbirine kırdırmaya çalışan namussuzlara buradan sesleniyoruz.
Gençlerimizi kendinize oyuncak etmenize izin vermeyeceğiz.
Çocuklarımızı kirli oyunlarınızda piyon olarak kullanmanıza izin vermeyeceğiz.
Şehrimizde bu tür tezgâhlara, provokasyonlara izin vermeyeceğiz.
Herkes için kimliğine bakmaksızın adalet istemeye, bunun mücadelesini yapmaya devam edeceğiz.
Rabbimiz bizleri kardeş kılsın.
Rabbimiz ayaklarımızı sabit,
Amellerimizi adil kılsın.
Rabbimiz zalimlerin egemenliğine karşı bizleri muzaffer kılsın.
14 yıl önce
Yorumlar
[İlk yorum yapan siz olun]